Ana sayfa Kültür Uludağ’ın zirvesinde ‘Karagöl’e dalış

Uludağ’ın zirvesinde ‘Karagöl’e dalış

1331
0

Bu hafta Marmara’nın en yüksek noktasında, mitolojinin Olympos’unda, Roma’nın Keşiş Dağı’nda, Dr. Osman Şevki Bey’in verdiği isimle Uludağ’dayız.

Haber İnsiyatif olarak siz okurlarımızı her hafta farklı bir coğrafyaya götürmekten mutluluk duyuyoruz. Şimdiye kadar Spil Dağı, Likya Yolu ve Patara ile karşınızda olduk. Şimdi ise bilindik bir coğrafyanın bilinmedik sularındayız. Bu hafta Bursa’nın eşsiz doğa harikalarından biri olan Uludağ’ın zirvesindeyiz. Bu zirvenin hemen yanındaki Karagöl’ün serin sularından size merhaba diyoruz.

İddia ediyoruz ki Uludağ’ın keşfedilmeyi bekleyen birçok güzelliği, el değmemiş değerleri gözlerimizin önünde duruyor. Bu değerlerden birisi ise şüphesiz de Karagöl. Karagöl’ün en önemli özelliği Uludağ’daki en derin göl olması ve iddialara göre Karagöl’den gizli bir geçidin Bursa merkeze kadar uzanması.

Sizler için bu yazıyı oluşturmadan önce alana ulaştığımız ilk dakikalarda yanımıza civar köylerden birinde çobanlık yapan Ahmet Amca yanaştı. Karagöl’ün diğer göllerden çok farklı olduğunu ve Bursa merkeze çıkan bir gizli geçidi barındırdığından bahsetti. İlk başlarda buna çok ihtimal vermedik ancak su altında fark ettiğimiz kayaların arasındaki bir boşluk olabilir mi düşüncesini aklımıza getirdi…


ULUDAĞ’IN ZİRVESİNE

Sözü rehberimiz Arif Kevenoğlu’na bırakalım. Kevenoğlu, “Her zamankinden farklı bir amacımız var bu sefer, burada olmamızın. Zirvenin hemen altında berrak sularıyla birer yakut mihenk taşı gibi süzülen dört gölden birine, Karagöl’e, dalış için gidiyoruz. 10 yıllık dağcılık geçmişimde sayısız kez çıktığım zirveye, Bursa ve Türkiye’de ilk kez yapılacak irtifa dalışı için dönmek ayrı bir heyecan oldu.


Azot Dalış Merkezi Sahibi Mesut Dağdagül ve Güven Oto’nın ortağı Serdar Kavas ile günler süren planlamadan sonra dalış ve kamp malzemelerimizi aracımıza yükleyip Alaçam’ın sık ormanlarını kavisleyerek ikiye bölen jip yolundan tırmanmaya başlıyoruz. Hava henüz kararmadayken süt beyaz bir sis heybetli çam ağaçlarını duvaklayıp dört bir yanı kaplıyor. Karanlığın içinden ejderha soluğu gibi üstümüze hücum eden bu ak duman, var olan heyecanımızı ikiye katlıyor. Yer yer iri kayaların yuvası olan yol, orman bittikten sonra sisin elini bırakmadan, bir yanını uçuruma veriyor.

Bu noktadan sonra adrenalin dağın ruhu olarak aracın içinde geziniyor, dokunduğu her bedeni ayrı ayrı titretiyor. Yaklaşık 2 saat süren maceralı bir sürüşten sonra dağ ile aramızdaki tül örtüsü aralanıyor ve ayın raksıyla menevişlenen Kilimli Göl önümüzde beliriveriyor. Sayısız yıldızın sahne aldığı bir gökyüzü, ona eşlik eden zirvenin himayesinde bir göl ile şenlenen kamp alanımızda huzur dolu bir uykuya dalıyoruz.

Bu kadar yüksekteyseniz güneş ilk size tebessüm eder. Bunu kaçırmamak için şafak sökmeden uyanıyoruz. Sakin gölün üzerinde güneş turuncusu ile gök mavisinin resitalini izlemek kendinizi ayrıcalıklı hissettiriyor. Kahvaltımızı yapıp zirve defterine günü kaydetmek için tırmanışa başlıyoruz. 45 dk. sonra Marmara’nın tepesindeyiz. Dağların sizinle konuştuğu tek yer zirveleridir. Size sırlı güzelliklerini fısıldar ve bunca zahmete neden katlandığınızı ancak orada anlarsınız. Bu başkasına anlatılamayacak kadar özeldir.”


DALIŞ BAŞLIYOR

Kevenoğlu, “Şimdi kamp alanına dönmeli ve dalış için hazırlıklara başlamalıyız. Her biri dalış konusunda uzman olan ekip arkadaşlarım Mesut Dağdagül ve Serdar Kavas ile gerekli olan malzemeleri yanımıza alıp Karagöl’e doğru harekete geçiyoruz. İnsan eli değmemiş mücevher gibi önümüzde duran göle bakarken, her üçümüzün zihninde de sanki aynı düşünce dolaşır gibi sadece gülümsüyoruz.

Birazdan bu hazinenin yaratılışından beri ilk kez gizemine, derinine şahit seçilmişlerden olacak olmamız tarifsiz bir his. Hazırlıklarımızı tamamlayıp bir an önce sevgiliyle buluşmak telaşıyla giriyoruz mahrem sulara. Kıyı boyunca binlerce iribaş karşılıyor bizi. Bu küçük varlıklar adım attığımızda iki yana kortej yapıp açılıyor. Az ileride onların ebeveynleri kurbağalar vıraklamalarıyla şölene eşlik ediyor.

Şimdi derinlik 6 metre suyun sıcaklığı 14 dereceye kadar düşüyor. Göl varlığını soğuk olarak hissettiriyor artık. Derinlik 8 metre. Küçük siyah amfibik böcekler dipteki yosunlarla besleniyor. İsimlerini bilmesek de 2300 metre yükseklikte bu mucizevi varlıklar bizi hayrete düşürüyor. 10 metredeyiz. Artık hiç bir yaşam belirtisi yok. Sadece biz ve gölün koyu yeşil aydınlığı. Karagöl bu derinlikten sonra adının hakkını vermeye başlıyor. 11 metre, görüş gittikçe kayboluyor.


Fenerin ışığı karanlık suyu yırtsa da bilinmeyen bir suda nereye gittiğinizi görmeden, neyle karşılaşacağınızı bilmeden dalış yapmak korkuyu da beraberinde getiriyor. 12 metredeyiz. Zifiri karanlık su bilinmezine doğru çekiyor bizi. Burasıyla ilgili bölge insanının anlattığı hikâyelerdeki dipsiz delik fobisi alacakaranlık suda hayalet gibi dolaşıyor. Zihnimiz bize oyun oynamak için çırpınıyor. Tam da bu anda gölün zemini ağırlayıveriyor bizi. Soğuk suda sıcacık bir dost eli. İlk kez koynuna aldığı yabancıları şefkatle kabul eden bu el değmemiş güzellik hem korkularımızı dindiriyor hem de hakkındaki olumsuz rivayetleri boşa çıkarıyor. 59 dk. süren dalış sonunda bizim için Karagöl, tanış olduğumuz aydınlık sular oluveriyor artık.”

“YAŞAMIN ANLAMI”

Kevenoğlu, “Hayatınızda bir kez karşınıza çıkan fırsatlar ve bu fırsatları değerlendirecek şansınız olur. Bugün yaşadığımız bu deneyim bize öğretti ki, doğru yerde, doğru insanlarla beraberseniz, kendinize güveniyor, saygı duyuyorsanız, hayatı seviyor, yaratılan her şeye yaratılandan ötürü itibar ediyorsanız yaşamanın da bir anlamı oluyor. Azot dalış merkezinden Mesut Mağdagül’e ve Serdar Kavas’a denetimleri ve dostluklarıyla bu eşsiz macerada yanımda olduklarından teşekkür ediyorum. daha keşfedilecek çok yer varken takipte kalın. yeniden buluşmak üzere. İnstagram hesapları: @mavikedi35 @gezininruyasi_16.”

“DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN KEVENOĞLU”

Türkiye doğal ve tarihi güzellikleriyle uçsuz bucaksız bir coğrafya. Ve bu coğrafyayı tanımak için kitaplardan daha fazlasına ihtiyacımız var. Ancak bu bazen söylendiği kadar kolay olmuyor. Bazı kişilerin çektiği fotoğraflarla yazdığı yazılarla diğer insanlara örnek olması gerekiyor. Arif Kevenoğlu gibi gezginlerin ve dağcıların çektikleri fotoğraflar ve yazdıkları yazılar bu yüzden önemli. Bu işe başlamadan önce seyahat etmenin zorluğunu ve keyfini ancak böyle tadabiliyoruz. Bu tat bize azim veriyor… Bu yüzden iyi ki doğdun Arif Kevenoğlu. Nice mutlu yıllara, nice macera dolu coğrafyalara…




BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here