Ana sayfa İnsiyatif İsyan birleştirmezse bölünmeyi hızlandırır!

İsyan birleştirmezse bölünmeyi hızlandırır!

126
0

Bu yazıda gerçekten korktuğum bir senaryodan bahsedeceğim…

Bu konuyu gerçekten çok düşündüm. Amerika gibi bir devletin neden tüm filmlerinde isyanı, başkaldırı, gerekirse özgürlük için ölmeyi öğütlediğini sorguladım ve bulduğumu sanıyorum, yorumu size bırakıyorum.

İSYANIN SİNEMA AYAĞI

2000’li yılların başından beri astronomik bütçelerle çekilen tüm sinema filmlerinin konusunun, isyan kültürü olması sizce de bir tesadüf mü?

İsyanın ve sonunda gelen özgürlüğün tarifsiz mutluluğu izleyicinin adeta gözünden okunuyor… Filmin etkisiyle genç ve yaşlı kuşaklar hayatlarının anlamını sorguluyor. “Hayatımın bir anlamı olmalı” tarzında yine film replikleriyle, filmdeki düşmana benzer bir gruba veya yöneticiye karşı cephe almaya çalışıyor.

Özellikle Matrix ve Yüzüklerin Efendisi filmlerinin başlattığı bu furya son zamanlarda Iron Man, Thor, Avengers serileri ve özellikle süper kahraman filmleriyle sürdürülüyor.

Sanki Amerikan sineması, tüm dünyanın isyan etmesini, halk olarak baştaki despot siyasetçileri alt etmemizi ve daha özgür bireyler olarak hayatlarımıza devam etmemizi istiyor. Bu düşünceyi genç kuşağa adeta empoze ediyor.

Her filmin sonunu süsleyen özgürlük, kardeşlik ve huzur ortamı sanki isyan etmekle mutlaka ulaşılabilecek gibi sunuluyor. Düşman ne kadar güçlü olursa olsun birlik ve beraberlik mutlaka sağlanır, önemli olan inanmak gibi fikirler’ tüm filmlerin sonunda verilmek istenen asıl mesaj gibi görünüyor… Burada bir sorun var.




DOMİNO TAŞLARI DEVRİLMEYE BAŞLADI

Yıllarca diktatörleri destekleyen, her türlü despotluğu ve insan hakları ihlalini yapan Amerika gibi bir ülke sizce neden isyan kültürünü yaymak ister? Gücünü kargaşa için kullanan bir süper güç yıllardır Ortadoğu’da bulunan ajanları sayesinde oluşturduğu ‘büyük devletleri parçalama ve kent devletleri oluşturma’ sistemi için düğmeye basmış gibi görünüyor…

Son zamanlarda, Arap Baharı ile başlayan baştaki despot yöneticilere karşı özgürlük arayışı, sosyal medya ve süper kahraman filmleriyle toplumda kendine sağlam bir alt yapı kurmaya başladı. İsyan ateşinin ilk sıcaklığıyla çocuklarının adını Facebook koyan Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün, Yemen, Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas vatandaşları şuan nüfus müdürlüklerinde ve mahkemelerde uzun kuyruklar oluşturuyordur eminim ki. Küçük devletler hariç neredeyse Arap Baharı’nın uzandığı bütün devletler ya bölündü ya da bölünmenin eşiğinde. Herhangi bir masa kurulursa -ki büyük ihtimal ABD önceliğinde kurulacak- bu masada küçük derebeyleri kendi ülkelerinin bağımsızlığını (!) ilan edecek.

Diktatörlükten demokrasiye (Amerika’nın desteğiyle!) geçen halklar, sudan çıkmış balık gibi meydanlarda özgürlüğün ve demokrasinin tadını çıkardılar ancak pazardan pazartesiye geçilmesiyle beraber bu işin bir günde olmayacağının farkına vardılar.

Diktatörlerden boşalan güç merkezleri, bir anda bir alttaki güç merkezlerinin kucağına düşüverdi. Birbirinden bağımsız olan bu güç merkezleri bir anda kendi derebeyliklerini kurarak kanun tanımaz ve merkezi hükümete başkaldırır bir pozisyona büründüler.




HAFTER ÖRNEĞİ

Libya’da UMH güçleri yönetimi elinde bulunduran etkin güç durumunda, ancak bu yönetim üflemeyle yıkılacak bir pozisyonda. Bu açığı gören Hafter ve güçleri Batı’nın desteğini alarak ele geçirdiği bölgelerde kendi yönetimini kurmaya çalışıyor. Suriye’de de durum farksız değil. Muhalifler, terör örgütleri ve Esad rejimi köşe kapmaca oynuyor. Eminim ki bir masa kurulduğunda hepsi anlaşarak kendi bölgelerinde bağımsızlığını ilan edecek. Öte yandan Irak’ta ABD’nin desteklediği Kuzey Irak Kürk yönetimi de bağımsızlığını ilan eden ilk küçük ülkeler arasında. Önümüzdeki yıllarda ABD’nin Ortadoğu için uygun gördüğü (!) çok ülkeli sistem faaliyete geçecek. Peki, Türkiye’ye ne olacak? Bin bir türlü iç karışıklıkla ilerlemesi engellenen, din ve sermaye kıskacına takılmış ülkemiz, gömleğini yırtıp bu oyunu bozmak için zenginleşmeli ve Türk-Müslüman birliği için modern bir yol belirlemeli.

DİYELİM Kİ BAŞARDI

Komşularımızdaki senaryo Türkiye için de hiç uzak değil. İran için düğmeye basıldı… Bin bir heyecanla izlediğimiz filmler, doğru zaman geldiğinde bir silaha dönüşebilir. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında en önemli etkenlerden birisi, Mustafa Kemal Atatürk gibi birleştirici bir liderin ortaya çıkmış olmasıydı. Ülkemiz Türk-Kürt, sağ-sol, modern-gelenekselci, radikal dinci-liberal Müslüman tarzında bölünmüş durumda. Ortak bir konuda anlaşmamız çok zor görünüyor. Herhangi bir zor durumda bir grubun isyana önderlik etmesi ve bu filmlerin etkisinde kalan halkımızın isyana destek vermesi olağan gözüküyor. Herhangi bir isyanın başarılı olmasından sonra ise oluşabilecek kaos ortamında hiç beklenmeyen sorunlar ortaya çıkabilir

İktidarın ve siyasi partilerin yapması gereken bir numaralı revizyon, bir an önce demokrasinin tam manasıyla aktif edilmesi olacaktır. Demokrasinin yerleşmesiyle birlikte adalet mekanizmasının rayına oturması ülkemizi kaol ortamından çıkaracak bir numaralı etkendir.

Bu iki temel unsurun ülkemizde askıya alınması, birlik beraberlik ortamımıza çok kritik zarar veriyor ve vermeye de devam edecektir…




BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here