Ana sayfa Dünya Çin’in modern Nazi kampları

Çin’in modern Nazi kampları

220
0

Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı politikalar ile ilgili medyada çok fazla bilgi kirliliği var. Biz bu bilgi kirliliğinden bağımsız olarak gerçekte Çin’in o bölgede ne amaçladığını belirteceğiz.

Sınırları içindeki Müslüman nüfusun İslami akımlardan etkilenmesini (Bu akımlar zaman zaman radikalleşebiliyor) engellemeye çalışan Çin yönetimi, Ugur Bölgesi’nde radikal adımlara imza atıyor. Çin’in buradaki temel amacı Doğu Türkistan’ın Müslüman halkını kendi sosyalizmine uyumlu hale getirmek.

Zira Pekin yönetimi bu politikasını uygulamak için kurduğu kampları inkar etmiyor. Her ne kadar bu kamplarda eğitim verdiklerini ve burada kalanların hayatlarına renk kattıklarını söyleselerde Pekin yönetimi, işin arka planında ciddi bir asimilasyon yürüttüğü ortada. Bunu Pekin yönetiminin geçen günlerde aldığı bir karardan anlıyoruz. Zira kararda Pekin tarafı  “İslam’ın sosyalizm ile uyumlu hale gelmesi, Çinlileştirilmesi ve vatanperverliğin teşvik edilmesi” için 5 yıllık bir planı kabul etti. Çin geçen yıl da benzer şekilde Hristiyan dini için benzer bir plan açıklamıştı. İslam için kabul edilen planın da benzer uygulamalar içermesi muhtemel. Bölgede kurulan kamplarda herhangi bir yakını veya bizzat kendisi kalanlar anlatıyor;




BABASINDAN HABER ALAMIYOR

Kazak asıllı bir Çin vatandaşı olan Aybota Serik’in babası Çin hükümetinin “mesleki eğitim merkezleri” adını verdiği gözetim kamplardan birisinde tutuluyor. Aybota ise bu kamplara “hapishane” demeyi tercih ediyor. Çin’in Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nin kuzeyinde Tarbagatay şehrinde imamlık yapan babası Kudaybergen Serik, Şubat 2018’de polis tarafından gözaltına alındı ve Aybota o günden beri babasından haber alamıyor. “Babamın neden tutuklandığını bile bilmiyorum” diyen Aybota, Çin yasalarına aykırı herhangi bir şey yapmadığını, mahkemelerce yargılanmadığını söylüyor.

“TUTUKLAMALAR KANUNİ DEĞİL”

2016 senesinde Almata’ya taşınan Nurbulat Tursuncan, yaşlı akrabalarının Kazakistan’a taşınamadığını çünkü Çin hükümeti tarafından pasaportlarına el konulduğunu anlatıyor.

Bekmurat Nusupkan ise Çin’deki akrabalarının telefonda konuşmaktan ya da Çin’in mesajlaşma uygulaması WeChat’te yazışmaktan korktuklarını dile getiriyor. Bu korkularında haksız da sayılmazlar: “Şubat 2018’de kayınpederim beni ziyarete geldi. Bizim evden Çin’deki oğlunu arayıp telefonda konuştu. Bundan kısa bir süre sonra oğlu Baurzan gözaltına alındı. Söylendiğine göre Kazakistan’la iki ya da üç telefon görüşmesi yapmış ve bu sebeple politik kampa gönderilmişti.” İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) yetkilileri, kanuni prosedürler işletilmeden tutuklamalar yapıldığını, alıkonanların ne aileleriyle ne de avukatla görüştürüldüğünü söylüyor.




 “7 GÜN CEHENNEMİ YAŞATTILAR”

Orinbek Koksibek bu kamplarda aylarını geçirmiş bir Kazak, “7 gün cehennemi yaşattılar bana orada,” diye söze başlayıp kendisine yapılan işkenceyi anlatıyor: “Ellerim kelepçeliydi, bacaklarım birbirine bağlıydı. Beni bir çukura attılar ve tam ben ellerimi kaldırıp yukarı bakmaya çalışırken üstüme su dökmeye başladılar ve ben de çığlıklar attım. “Daha sonra ne olduğunu hatırlamıyorum. Ne kadar o çukurun içinde kaldım bilmiyorum ama mevsim kıştı ve hava çok soğuktu. Benim vatan haini olduğumu, iki vatandaşlığımın olduğunu, borcum olmasına rağmen topraklarımın olduğunu söylüyorlardı.” Suçlamaların hepsinin yalan olduğunu söylüyor.Bu bilgiler ışığında Pekin yönetiminin Doğu Türkistan’da ciddi bir asimilasyon politikası yürttüğünü söyleyebiliriz. Özellikle rejim bu politikayı ağırlıklı olarak kendisi için tehlikeli gördüğü kanaat önderleri, imamlar, eğitimciler ve sanatçılara yönelik yaptığını görüyoruz. Zira bunların en başında gelen biri ise, Uygurların Dutar Kralı olarak anılan Abdurrahim Heyit. Şimdi Uygurların en popüler ve en etkili Uygur şarkıcılarından Heyit, bölge başkenti Urumçi’de hapiste tutuklu.

 ÇİN’İN POLİTİKALARI CİDDİ TEPKİLERE DÖNÜŞÜYOR

Zira iki yılı aşkın süredir Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde tutuklu olduğu bilinen Uygur sanatçı Abdürehim Heyit’in ‘işkenceyle öldürüldüğü’ iddiaları son günlerde Türkiye’nin gündemindeydi. Milliyetçi kimliğiyle bilinen ve Heyit’i tanıdığını iddia eden Bünyamin Aksungur isimli bir sanatçı tarafından Facebook’ta paylaşıldıktan sonra yayılan ve bir sosyal medya kampanyasına dönüşen bu hikaye, sonunda Dışişleri Bakanlığı’nın dahi gündemine girdi. Dışişleri Bakanlığı, kaynaksız bir Facebook paylaşımı üzerinden ‘Abdürehim Heyit’in ölümünü derin bir üzüntüyle öğrendiklerini’ açıkladı ve ‘Çin’in toplama kamplarını’ eleştirdi. Aksungur’un paylaşımı ise muhtemelen Aydın Anwar isimli, tanınan bir ABD destekli Uygur ‘aktivistine’ dayanıyordu. Türkiye’nin diplomatik düzeyde tavır almasına yol açan bu duruma Çin’in cevabı ise Abdürehim Heyit’in hayatta olduğunu kanıtlayan video görüntüsünü paylaşmak oldu.

 HEYİT’İN SUÇLANMASI VE TUTUKLANMA SÜRECİ

Uygur Şair Tahir Hamut, Heyit’in tutuklanması sürecini Urumçi’deki Sincan Şarkı ve Dans Topluluğu yetkililerinden duyduğunu belirterek şöyle konuştu; “ Polis Heyit’i tutuklamadan önce birkaç kez onu evinde ziyaret etmiş. Polis onun okuduğu ve yorumladığı Atı’lar(Ata’lar) adlı şarkıyı niçin bestelediğini ve  ne sebeple yorumladığını sormuş. Ayrıca bu şarkının söz yazarının kim olduğu ve niçin yazdığı hakkında da sorgulamış. Daha sonra bu şarkının sözlerini yazan şair Abdurehim Abdullah da tutuklanmış. Heyit’in yorumladığı şarkının sözlerinde geçen “savaşın şehitleri – jenglerde shehit ” ifadesi hakkında özellikle durdukları ve bu cümle üzerinde çok hassas davrandıkları söyleniyor. Aslında, o şarkının ana mesajı geçtmişte savaşlarda şehit olan Atalarımızı ve bu savaşların kurbanlarını hatırlamak ve gençlerin bu günlerde parti yapmalarını (eğlence düzenelemelerini) eleştirmekti.Bu sözlerin aşırılık veya cihad ile bağlantılı olduğu için tutuklandığı yolunda söylentiler var.  Çin polisleri “muhtemelen “Ata’lar – atilar” şarkısı ile cihad arasında kendince bir bağ kurmak istemiş.”




ABDURRAHİM HEYİT KİMDİR?

Abdurrahim Heyit, 1964 yılında Kashgar’da dünyaya geldi. Dutar çalmaya olan tutkusu onu kısa zamanda tanınmış bir sanatçı haline gelmesini sağladı. Uygur dutarı ile (geleneksel uzun saplı ve iki telli saz) çok sayıda sevilen şarkı besteleyerek yorumladı ve ülkenin en ünlü virtüöz sanatçılarından biri oldu. Çok sayıdaki Uygur şarkıların da bestecisi oldu. Kashgar’in Artuş ilçesindeki bir Güzel Sanatlar Okulunda (Arts College’da) eğitim gördü ve 1986-1993 yılları arasında Pekin’de bulunan Merkezi Uluslar Sanat Topluluğu’nda çalıştı ve Çin Halkları arasında birlik ve dostluğu teşvik eden ve pekiştiren çalışmalara katıldığı için birkaç kez takdirname ile ödüllendirildi. Daha sonra Doğu Türkistan ( Sincan) Şarkı ve Dans Topluluğu’nda çalışmak üzeri Urumçi’ye geri döndü.




BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here